BaşkandanUzun zamandır sizlerle paylaşmadıklarımı anlatmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi işlerin yoğunluğu arasında bazen boğulup kalıyoruz. Kendi çevremize dahi gereken azami ilgiyi gösteremeyebiliyoruz. On yedi yıllık öğretmenlikten sonra hayıtımın planlı olmayan bir alanında yaşıyorum. Sizlerde anlayacağınız gibi düzenli hayattan sonra birden başka bir alana geçmek hiçte kolay olmuyor. Ancak artık iyice alıştığımı bilmenizi isterim. Göreve başlayınca şöyle bir başımı kaldırdım. Gerçi şu da bilinmeli siyasete hazırlık yaparken neleri yapabileceğimizi deklare etmiştim. Bizleri takip ederken sırasını takip ettiğimizi görürsünüz. Ve şunu da hemen söylemeliyim. Ben ve bizler kendi kasabamızı çok seviyoruz. İyi de olsa kötü de olsa bütün insanları seviyorum. Ve eğitim felsefem gereği her insanın mutlaka sevecen, sevilen bir yönü mutlaka vardır. Buna inanıyorum. Göreve başladığımın ilk aylarında dayanılmaz bir içme suyu sıkıntısının yaşanacağını daha ilk günde anladım. Ve apart çözümler için kolları sıvadık. Yazın sıcak günlerinde o güzel insanlara suyun hayat olduğunu ve mutluluğun suya bağlı olduğunu anlatmış olduk. İkincisi ve daha da önemlisi kasabanın nüfus işlerinin takip edilmesi gerektiğini daha baştan anladık. Ve daha ilk aylarda yoğun bir çalışmaya başladık. İstanbul’dan 600 aşkın insanı bir şekilde kasaba nüfusuna kayıt ettirdik. Ağustos ayı geldiğinde bu konuda derin bir nefes aldım. 2170 nüfusunu görünce gerçekten rahatladım. Ve hiç gevşetmeden, yılmadan devam ettik. Gerçekten çok mutluyduk. İnsanların yüzlerine yansımıştı bu mutlulukları. Bir eylül ayı geldiğinde AKP’nin baskıları, insanların korkuları ile büyülü hava birden bozulmaya başlandı. Ve durumlar kötüye gitmeye başladı. Burada şunu bunu suçlamıyorum. İnsanlar konuşuyor. Neden diye. Hiç kimseyi karalamadan anlatmaya çalışıyorum. Ama insanların kafalarında düşündüklerini yasaklaman mümkün değil. Bütün bunların üzerine şunu eklemek isterim. Evet hiç kimse hiç bir şey yapmamış olabilir. Bu bile büyük hata. Şunun da bilinmesi gerekli bu safhadan sonra nüfusun iki binin üzerine çıkartılması bizlerin belediye olarak devam etme garantisini vermemektedir. Bu bizlere sadece moral destek verecekti. Nitekim yazıncı insanların mutlu gülüşleri bunun göstergesiydi. Ve bir şey daha ekleyip bu konuyu bitirmek isterim. Evet nüfus yazdık. Yazdırdık. Allah için diğer dostlarımızı destekleyen vatandaşlarımızın direncini anlaya bilmiş değilim. 600 kişiden hiç birisi diğer dostlarımızı destekleyenlerden olmaz mı. Sanki onlar burada yaşamıyorlarmış gibi durmaları yok mu insanın kanını donduruyor. Değirmenli dışında yaşayan yaklaşık 3500 kişi var. Bizler bunlar arasından 500 kişiyi kasaba nüfusuna aktaramıyor, kayıt olmak için direniyorlarsa diyecek hiçbir şeyim yok. Kasaba sadece belediye başkanlığını kazanan tarafın değil. Herkes benim tarafım. Benim derdim gönül kazanmak. 30 mart 2009 tarihinde herkes bana oy vermiştir diyerek hizmet etmeye çalışırken. Birilerinin bizlere yaramayan kimseye yaramasın felsefesi ile sadece kötülük yapmış olurlar bu topraklara yazık ederler. Hükümet yeni bir yasa çıkartmaz ve kapatılmayı tersine çevirmezse evet belediyemiz kapalıdır. Umarım bu düşünceleri değişir. Bende şunu söylerim. Keşke bu durumun ilk başında iken bizler yönetimde olsaydık. İnanın peynirden kıl çeker gibi bu iş halledilirdi. Ama her şeyin bitmiş zamanlarında göreve geldik o başka. Bu konuda kendime bazen çok kızıyorum. Hükümet düşüncesini değiştireceğe benzemiyor. Bizler de diyoruz ki bu son başkanlık ise kasabanın kaderinde çok çalışalım. Bütün işlerimizi bitirelim ve köy olursak bile ileriki yıllara zor işlerimiz kalmasın. İçme suyu sıkıntısını daha ilk altı ayda çözdük. Önümüzdeki bahardan hemen sulama suyu için çalışmalara başlayacağız. Mutlaka sulama göleti yaparak bu kasabanın sulama suyu sorununu da çözmüş olalım. Ve bu insanlar artık acı çekmesinler. Ben diğer işleri iş diye görmüyorum bile. Altyapı sorunları elbette var. Ama onları da biraz daha zamana yayarak son dört yıl içinde kolaylıkla çözeriz. Ve bu kasaba köy de olsa artık sırtı yere gelmez. Bizlerde görevimizi hakkıyla yapmış olmanın mutluluğu ile arkamıza bakmayız. Dostlar. Bizim buralar böyle. Kasım ortalarında istanbul’a bir daha gideceğim. Nüfus için insanlarımıza bir daha anlatım hareket isteyeceğim. Dediğim gibi kasabanın dönüşü olmayacak. Hem bütçemize, hem de bizlere moral destek olması açısından inanın çok önemsiyorum. Sizlere hiç anlatılmayan bazı şeyleri anlatmak isterim. Kasım ayında belediye bütçesine iller bankasından her ay belli miktarlarda ödenek gelir. Bu ödenek o yerin nüfus başına ve bir ay öncesinin tüm ülkenin gelir vergilerinden toplanan paralardan gönderilir. Kasım ayında gelen ödenek 24,500, eylül ayı 38,000, ağustos ayında 34.000, haziran ayında 32,000, mayıs ayında 27.000- diye uzayıp gider. Bu ödeneğin yüzde kırkı geçmiş belediye başkanlarının bırakmış oldukları borçlara karşılık olarak kaynağından kesilir. Yani anlayacağınız elimize geçen gelir yukarıdaki rakamların yüzde kırkını atarsanız ortaya çıkar. 1500-2000 civarında su ve emlak geliri. Hemen sadeleştireyim. Kasım ayında belediye bütçesi 14,500-tl. Bu gelir ile 20,500 lira personel gideri, 10,000 lira sanayi ve akaryakıt giderini ödüyoruz. Arta kalanla da sizlere hizmet ediyoruz .Diyeceksiniz ki başkan 15,000 lira açık var bu nasıl kapanıyor. Bu açık kapanmıyor. Belediyemizin 600,000tl içme suyundan birikmiş borcu var. Artık ödeyemesek te bizler üzerine eklemiyoruz. 800.000 tl civarında emekli sandığı, vergi dairesi, birlik borçları, ödenmeyen aidatlar filan. Bu borç zaten bitmez. Ödenemez hale getirilmiş. Bizlerinde ödemesi mümkün değil. Anlayacağınız durumumuz içler acısı. Ve yazınki içme suyuna 50,000 lira yatırım yaptık ve bu kıtlık içerisinde bu işi başardık. Sanırım durumu anlayınca başarımızın hiçte küçümsenmeyecek olduğunu kavramışsınızdır. Bütün bu durumdan yakınmıyorum. Şikayetçi değilim. Kolayını herkes yapar. Ancak siz değerli vatandaşlarımızın da durumdan haberdar olmasında fayda var diye yazmış oldum. Çocukları önemsiyorum. Onlar bizlerin geleceği. Belediyemize yük olmadan onlardan ücret almadan okullarına taşıyoruz. Erbaa – Değirmenli minübüs hattını özelleştirdim. Onlardan aldığımız katkı paylarını çocuklarımızın eğitimlerine aktarmış olduk. Çevre düzenlemesine önem veriyoruz. Temizliğe önem veriyoruz. Yaşlılarımızı önemsiyoruz. Olara bir şekilde ulaşmaya çaba harcıyoruz imkanlarımız ölçüsünde. Çiftçi eğitimi ve pazarlama üzerinde ciddiyetle duruyoruz. Tarım festivalı yararak kültürümüzü ve üretimimizi bütün ülkeye tanıtmış oldu. Bundan sonraki yıllarda daha da iyisini yaparız umarım. Değirmenli bu toprakların yıldızı ve yıldızı olmaya devam edecektir. Saygılarımla.
|