Advertisement
Sari Oküz

Biraz önce Aydın Doğan"ın Başbakana yanıtını dinledim.

Aklıma "Sarı Öküz" geldi.

Öyküyü bilen çoktur:

Devamını oku...
 


Anasayfa arrow Anasayfa arrow Önsöz
İLK SÖZ PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 6
Kötüİyi 

  Bütün ziyaretçilere merhaba. Umarım siteyi ziyaret ettiğinizde yüzünüzde gülücük, yüreğinizde bir kıpırdanma olur.       

   Siteyi yapmamdaki amaç nedir? Diye bir yanıtla başlamak isterim. Bizleri yetiştiren bizleri doyuran, koruyan, kucaklayan  hep bir arada ve beraber mutlu olduğumuz bir ülke hayalini sürekli kılmak için desem fazla cüretkar olmam sanırım. Hani sorumlu olduğumuz ve hatta borçlu olduğumuz toplumumuza bir kadre de olsa borcumuzu ödemiş olmak için. Ben çıktım aradan demeyip, sorumluluğumuzun  devam ettiğini, bizlerden birilerinin bir söz, bir bakış beklediği ümidiyle. İki kişinin değil bin kişini konuştuğu, iki kişini derdini, mutluluğunu değil binlerce kişini hayallerini süslemek için….        

İlk önce sitenin isminden başlamam gerek sanırım. Niçin milletin efendisi. Öncelikle sözün sahibi ulu önder Atamızın ruhu şad olsun. Atam demişse doğru demiştir. Sanırım buna da kimsenin itirazı yoktur.        

Milletin efendisi. Köylü. Öyle bir noktaya geldi ki. Köylü,  dün gurur duyulacak, mutlu olunacak bir  EFENDİ durumda iken, bu gün aşağılık durumları ifade etmek için kullanılır oldu. Bazen espri karışık kendi aramızda deriz. “Allah’ın köylüsü değil mi?” Cumhuriyetimizin kurucusunun efendi yaptığı köylü niçin bu gün alay edilir, aşağılanır duruma düştü biraz irdelemek gerekir sanırım.        

Ülkemiz tarım toplumu idi. Biz Türkler Orta Asya’dan gelip güzel Anadolu’ya yerleştiklerinde hayvancılık ve tarımla uğraşır olmuşlar. Biz ticaret sevmeyiz. Aslında beceremeyiz de. Denizden korkarız. Sadece kıyısında  seyretmekle yetinmişiz.  Selçuklular, Osmanlı’lar dönemlerinde ticareti Yahudilere, memuriyeti Ermenilere, denizi Yunanlılara vermişiz. Onlar kazanır rahat yaşarken bizler buğday ekip, at beslemiş ve askerlik yapıp vatan korumuşsuz. Kazananları korumuş, onların rahatı, huzuru için ölmüşüz. Bu bazen din adına, bazen vatan adına olmuşta hiç şikayet etmemişiz. Hep herkesi kendimiz gibi görmüş sormamış, sorgulamamışız.        

Ne zaman ki Cumhuriyet kurulmuş. Devlet yönetiminden uzak tutulan, siyaset öğretilmeyen köylü efendi edilmiş.         

 Peki efendi kim. Kime efendi denir. Ağa kim, kime denir. Bey kim, kime bey denir.        

Öncelikle Ağa kim ondan başlamak gerek. Güneydoğumuza ait bir unvan olarak kullanılır. Toprakça zengin, yüzlerce topraksız köylüyü karın tokluğuna çalıştıran. Kasıtlı cahil bırakılan, okutulmayan, aşağılanan, itilen, kakılan gerektiğinde gücünden, gerektiğinde  vekil seçimlerinde oyundan yararlanılan bir yığın insan. 1970’li yıllarda Şener Şen’in filmleri ile Türk Halkının zihnindeki ağalık makamı da yıkılmış. Perişan edilmiş. Aşağılanmış bir vaziyette Güneydoğumuzda varlığını idare ettirmeye çalışıyor……       

Peki Bey kim. Ağaya yerel ağızda beyde denir de. Beylik başka bir şeydir. Yiğitlik makamı idi. Bolu Beyi gibi. Şan şöhret, kötünün karşısında,  zayıfın yanında. Kibar adam, nazik adam. İsimlerin arkasına kibarlık eki olarak eklendi. Ahmet Bey, Ali Bey…..Memurlar arasında  kullanılması için yönetmelikler çıkarıldı. Artık memurlar birbirlerine erkekler bey, bayanlar …hanım diye hitap edecek. Öyle abi, abla vb. yasak.        

Gelelim efendiye. Rahat adam. Kibar adam. Giyimine, kuşamına dikkat eden temiz giyimli, hürmet gösterilmesi gereken adam. Devlet dairelerinde üst düzey, alt düzey memura bey diye hitap edilirken, hizmetliye, şoföre, odacıya, bakıcıya efendi diye hitap edilir oldu. Ne oldu şimdi beylik ile efendilik arasında rütbe farkı var değil mi? Köylüden aldık efendiliği  devletin alt kademelerinde maaşla çalışan memura, işçiye verdik. Yani anlayacağınız efendilik artık köylünün değil. Artık onun bir ünvanı yok. O çıplak bırakılmış. Sahipsiz bırakılmış bir …..         Yıllar geçti. Efendiliğini yitirmiş köylü kendine unvan aradı durdu. Ünvanını ararken hep kandırıldı. İtildi. Devletin üstünden bir an önce atılması, kurtulunması gereken yük halini aldı. Hatta ekonomistler şöyle dedi. Maalesef ülkemizin halen % 40 tarımla meşgul. Türkiye kalkınmakta olan bir ülke. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş yapamamış bir üçüncü dünya ülkesi. Bunun suçlusu kim. Tabiki köylü.      

   Hemen belirteyim. Etinden, sütünden, derisinden faydalanılan köylünün  hali içler acısı idi.Yanına sadık olmayan kötü kuma kocaları gibi siyaset akbabaları sırf  onların oylarından yararlanmak için  ortalama beş yıl aralıklarla geldiler.  Saftır bunlar. Bir iki ballı laf söylersin kanarlar. Kandırırsın, yanlarına bir daha uğramazsın yine de sana kızmazlar. Bunlar latif adamlardır. Korkarlar. Devletine milletine, dinine bağlıdır. Biraz hamaset nutukları attın mı ellerindeki avuçlarında ki her şeyi önüne serperler. Şehirde  iyi beslenmiş, köşeyi dönmüş, cebi ve kasası dolu bir beyi önlerine atarlar. Aha bu senin vekilin olacak. Bunu seçersen tütününde, pancarında, fındığında, ayçiçeğinde, pamuğunda para yapacak. Hiç sormaz bu adam kimdir. Bizden midir? Bizleri tanır mı. Basar oyunu. Oyu alan gün ola harman ola elbette beş yıl sonra buluruz bir yalan daha söyleriz der de uğramaz yanlarına.        

 1970 yıllarda az bir kıpırdama olmuştur bizim köylülerde. Okumaya başlamışlar, elleri az bir para görmüş. Aydınlanmışlar bütün engellere rağmen. Kooperatifler kurmuşlar. Birlikler oluşturmuşlar. Ürünleri para yapar olmuş. Sakıp Ağa pamuk almaya varınca karşısında birlik bulmuş, Halis Ağa zeytin almaya vardığın da birlik bulmuş, Koç Ağa süt almaya vardığında birlik bulmuş fındıkta öyle, çiçekte öyle,… Vay  sizin gidi köylüler demişler. İhtilal bahanesi ile kooperatifleri kapatılmış, birlikleri kapatılmış. Bununla da kalmamışlar. Yöneticileri hapse atılıp, sermayelerine el konulmuş. Bir de dedi-kodu yaymışlar. Sizin seçtiğiniz kooperatif yöneticileri paranızı yediler. Korkutmuşlar, sindirmişler, güvensizlik  aşılamışlar köylülere. Ardında Özallar gelmiş. Bir ürünün başına bir birlik kurmuş. Besili bir ağayı da başına bey yapmış. Köylünün sattığı, aldığı her  şeyden bu birlik ağalarına pay düşülmüş. Başından da tembihlenmiş. Sakın ha köylüyü uyandırmayın. Onlar saftır. Varın ara sıra yanlarına onlara ahkam kesin. Geri gelin. Beni eleştirmeyin. Sizleri al aşağı ederim demiş tembihlemiş. Ardından Tarım kredi kooperatifi kurmuşlar. İçine ne yaramazlık yapacak adamları susturmak için göstermelik bir yönetim kurmuşlar. Ziraat Bankasının parasını köylüye satmaya başlamışlar en yüksek faizlerle. Sıkışık, dar geçinen köylü isminde koopratif kelimesi var diye kanmış. Zinzirleme herkesi birbirine kefil etmişler. Herkese istediği kadar para vermişler. Borçlandırmışlar. Gün gelmiş ödeyememiş. Vay sen misin ödemeyen icralar gelmiş. Ahırındaki sarı kızı sattırmışlar. Şaşkın köylü. Her yerden sille yer. Döner döner bir daha yer. Yer de yine de sesi çıkmaz. Nasıl çıksın ki. Yok bir sahip çıkanı. Güvenleri de yok. Bekler.         

 Bizim pazarcılar şöyle der. Pazara müşteri gelir. Ama köylü çuvalla gelir. Beş kilo şundan ver, on kilo bundan ver demeyince bizler kazanamayız. Tütün parası verildiğinde esnaf canlanır. Yüzlerine kan damlardı da. Aha derlerdi. Şapkalılar pazara indi. İşler iyi gidecek. İyi de giderdi. Hele hasat zamanı geldi mi? Bir başka olur çarşının hali….    

    Sonra nemi oldu. Hiç bir şey değişmedi 84 yıldır. Fabrikatör Süleyman beyin jeepine konan mazot ile Mehmet emminin traktörüne konan mazot aynı fiyatla satıldı. Birisi tarla sürdü, diğeri tatil yaptı o mazotla. Ekim zamanı geldi mi, gübresi, ilacı, yedek parçası, her bir şey zam gelir durur.Bu böyle  uzun yıllar devam etti. Yapacağı bir şey de yoktur. Okumamıştır. Başka bir işten de anlamaz. Hadi bu yıl dedi. Hadi bu yıl. Hadi bu yıl. Alay ettiler. Dediler ki köylünün karnını açmışlar da kırk yıl gelecek sene çıkmış dediler. Hükümetler geldi geçti üstünden. Bütün bu sahipsizlik yetmezmiş gibi son yıllarda bizimkileri iyice unuttular. Bizimkiler ne üretirse yabancı ülkelerden almaya başladılar. Kotalar getirdiler. Tekeller kapatıldı. Birlikler özelleştirildi. Gübre fabrikaları satıldı. Yabancı ülkelerden ithal tohumluklar pahalı  fiyatlarla satıldı da köylü yinede üretmekten vazgeçmedi. Ona dediler ki sen pahalıya imal ediyorsun. Dışarıdan  daha ucuza alıyoruz. Beceriksizler dendi. Yandaşlara ithal izinleri verildi. Tonlarca buğdaylar, mısırlar, şekerler, canlı cansız hayvanlar, neler neler alındı. Kimse dönüp de yahu bu insanlar bizim insanımız. Aç bırakıyoruz, sefil bırakıyoruz, namerde muhtaç ediyoruz. Bir gidelim hallerin soralım demediler. Temmuz Ağustos aylarında ayağa düşmüş ürünlerle enflasyon düştü diye caka sattılar. Ne sosyal güvenlikleri, ne emeklilikleri ne de  yarınları bırakıldı da yine de sesleri çıkmadı. Kimi karnı aç iken son nefesini verdi de kimse halini bilmedi. Şehirlisi, okumuşu, aydını, aydın olmayanı hiç kimse görmedi….       

 Yıllar geçti. Baktı olmayacak. Yorganını simit yapan büyük şehirlere göç etti. Köyde açtı açıktı belki tanıyordu. Biliyordu köyünü. Anasının, babasının yareninin, yanında idi. Şehre vardı. Ne yapacaktı ki. Önce şehrin yakınlarında, mahalle aralarında ufak tefek tarımla uğraştı. Olmadı. Şehir kokmaya başladı.Şehir insanı gübre kokusundan rahatsız oldu. Yasaklar getirdi. Onu koca şehrin karanlık sokaklarında ırgatlığa, bakıcılığa, kapıcılığa, hizmetkarlığa mahkum etti. Onurlarını, gururlarını aldılar da şehrin sokaklarında, hem de arka sokaklarına bir sürü ruh saldılar. Üzgün, gergin, mutsuz ruhlar. Sinirleri alınmış, bir sürü insan kalabalığı.      

   Uzatmadan. Sonlandırıp sözün özüne gelmem gerek. Bizlerin, bütün insanlığın bu ezilmiş, itilmiş, unutulmuş insanlara borcumuz var. Sözümüz olması gerek. İşte o sözleri söylemek, çığlıklarını biraz olsun duymak için böyle bir site kurdum. Umarım birbirimizi daha iyi anlarız. Anlatırız. Anlatmamız dileklerimle saygılar diliyorum. 

Nurettin CELEP

Yazar

 
< Önceki




Popüler
Anketler
DEĞİRMENLİ BELEDİYESİ HİZMETLERİNDEN MEMMUN MUSUNUZ?
 
DEĞİRMENLİ KASABASININ EN ÖNCELİKLİ İHTİYACI NEDİR?
 
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
 

 | ? ERBAA-ULUSAL GÜNLÜK SEÇME HABERLER-EFENDİNİN ÇIĞLIKLARI 2004 |